Tarihçi Gürhan Yellice, Lozan Antlaşması’nın Yunanistan’daki yankılarını değerlendirdi Açıklaması

Tarihçi Gürhan Yellice, Lozan Antlaşması’nın Yunanistan’daki yankılarını değerlendirdi Açıklaması

Çalışmalarını Yunanistan’da sürdüren Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Gürhan Yellice, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde tam bağımsız ve milli temeller üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolda dönüm noktası niteliğindeki Lozan Barış Antlaşması’nın, Yunanistan cephesinde nasıl karşılandığını ve bugün ne ifade ettiğini anlattı.

Yellice, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 100’üncü yılına giren Lozan Antlaşması’nın Türkiye ve Yunanistan’ın sınırlarını belirlemesinin yanı sıra dünya tarihi açısından 12 yıl aralıksız devam eden savaşlar döneminin sonu anlamına geldiğini söyledi.

Yunanistan’da “Küçük Asya Felaketi” olarak değerlendirilen Kurtuluş Savaşı sonrasında Yunan siyaseti ve toplumuna büyük bir hayal kırıklığı ve belirsizlik ikliminin hakim olduğunu bildiren Yellice, Yunan subaylar Albay Plastiras ve Albay Gonatas önderliğindeki askerlerin, Kral Konstantinos’un tahttan çekilmesini sağladığını, parlamentoyu feshettiğini, yenilgiden sorumlu tuttukları birçok kişiyi yargıladığını ve 6 kişiyi Lozan görüşmelerinin başlamasından birkaç gün sonra idam ettiğini belirtti.

Gürhan Yellice, görüşmeler öncesinde ihtilalci komitenin Yunan ordusunu Trakya’da konuşlandırdığını ve görüşmelere eski Başbakan Eleftherios Venizelos’u gönderdiğini vurgulayarak “Komitenin gözünde, Venizelos mağlubiyetten kaynaklanacak zararı diplomatik becerisi ve tecrübesi ile en aza indirebilecek tek kişiydi. ?1910-1920? yılları arasında ülkeyi yöneten Venizelos, müzakere edilecek bütün konulara hakimdi, Yunanistan’ın güçlü ve zayıf yönlerini iyi biliyordu, ayrıca müttefik devletlerin liderleriyle yakın ilişkileri bulunuyordu.” dedi.

“Görüşmeler sırasında savaş çıkabilirdi”

Yellice, Lozan’daki müzakerelerin “Yunanistan’ın savaş tazminatı vermeye yanaşmaması”, “müttefiklerin kapitülasyonların devamındaki ısrarı” ve “İngiltere’nin Musul’dan vazgeçmeme kararlılığı” nedenleriyle 4 Şubat 1923’te kesintiye uğradığını ve bu dönemde Yunanistan’ın yeniden savaşı gündemine aldığını bildirerek “Lozan’da görüşmeler kesintiye uğradığında Türkiye ile Yunanistan arasında savaş çıkabilirdi.” değerlendirmesinde bulundu.

Özellikle ihtilalci komitenin lideri Plastiras olmak üzere, Yunan ordusu içerisindeki acilen bir zafere ihtiyaç duyan blokta görüşmelerin kesintiye uğramasının büyük bir heyecana neden olduğunu aktaran Yellice şunları kaydetti:

“Plastiras yeni bir seferberlik ilan ederek Trakya sınırındaki orduyu alarm durumuna geçirmiş, her an savaşmak üzere organize etmeye başlamıştı. Amacı, bir oldubitti yoluyla Doğu Trakya’yı, hatta mümkünse İstanbul’u işgal etmek, böylece ağır mağlubiyetin yarattığı travmayı katlanılabilir kılmak, Anadolu’dan gelecek mübadillere alan açmak ve Yunan toplumu nezdinde itibar kazanarak iktidarını sağlamlaştırmaktı. Yunan arşiv kaynakları, görüşmelere ara verildiği hatta görüşmelerin yeniden başladığı süreçte bir taraftan Lozan’da Venizelos, diğer taraftan Atina’da askeri yönetimin savaş konusunda stratejik değerlendirmelerde bulunduğunu, bu konuda müttefikleri ikna etmeye çalıştığını, Bulgaristan’ı tarafsız kılabilmek için Romanya ve Yugoslavya nezdinde diplomatik girişimler yürüttüğünü açıkça ortaya koymaktadır.”

Lozan’daki Türk delegasyonunun barış konusunda gösterdiği diplomatik çaba, savaş tazminatı meselesine bulunan ortak formül, müttefiklerin “güç bela kurulan yeni düzeni” tehdit edecek hiçbir gelişmeye izin vermeme kararlılığının yeni bir savaş çıkmasına engel olduğuna değinen Yellice bunun yanında Yunanistan’ın yeni bir savaş durumunda Bulgaristan’ın Batı Trakya’yı işgal edebileceğinden de endişe ettiğini dile getirdi.

“Antlaşma genel olarak Yunanistan’da büyük bir düş kırıklığı yarattı”

Yellice, Lozan Barış Antlaşması’nı Venizelos taraftarlarının “nihayet barışın sağlanması” olarak gördüğünü ancak genel olarak Yunanistan’da heyecan yaratmadığının altını çizerek şöyle devam etti:

“Antlaşmayı bir kesim büyük hezimet olarak görmüştü. Çünkü antlaşma, Yunanistan için Megali İdea ve Sevr Antlaşması ile Anadolu’da Türk egemenliğinin önemli ölçüde kısıtlanarak ‘iki kıta beş denize hakim Büyük Yunanistan’ yaratma projesinin fiyasko ile sonuçlanması anlamına geliyordu. ‘Şark Meselesi’, ‘Küçük Asya Meselesi’, Yunanistan ve Büyük Güçlerin planladığı şekilde değil, Anadolu’daki direnişin ve bu direniş iradesi çerçevesinde sonuçlanmıştı. Dolayısıyla antlaşma genel olarak Yunanistan’da büyük bir düş kırıklığı yaratmıştı. Yunanistan’da bir kesim bu gerçeğin kabullenilmesi, antlaşmanın Yunanistan’a ‘güvenli’ bir gelecek vadediyor olmasına ve savaşın yol açtığı ekonomik ve toplumsal enkazın kaldırılmasına odaklanılması gerektiğini düşünürken, başka bir kesim savaşın sonuçlarını ve Lozan Antlaşması’nın koşullarını kabullenmek istememişti. Büyük Güçlerin ihanetine uğranıldığı ve antlaşmanın büyük bir hezimet olduğu görüşündeki bu kesim, son derece öfkeliydi; mübadele ve ekonomik zorluklar bu öfkeyi zamanla daha da büyütmüştü.”

Antlaşmayı bugün de Yunanistan’da yenilgi olarak değerlendirenlerin olduğunu hatırlatan Yellice, “Lozan Barış Antlaşması, Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalanan ve hala geçerliliğini koruyan tek antlaşma. Yunanistan nezdinde, 1923 yılında sonuçları itibarıyla son derece tartışmalı olan antlaşma bugün, ‘güvenli liman’ olarak değerlendiriliyor. Lozan dengesinin hayati önem arz ettiği düşünülüyor ve kutsanan koşulları hiçbir şekilde tartışılmak istenmiyor.” dedi.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir